banner54

HİJYEN ve SAĞLIKLI YAŞAM

HİJYEN ve SAĞLIKLI YAŞAM

Uzm.Dr.Salih TÜRKYILMZ

09 Ağustos 2019, 00:51
    HİJYEN ve SAĞLIKLI YAŞAM

                        Dr. Salih TÜRKYILMAZ (Enfeksiyon Hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji-iş sağlığı ve güvenliği hocası-İş yeri hekimi)

 

Hijyen yaşam sağlıklı yaşamak dilimize yabancı dilden girmiştir. Halk sağlığı olarak da adlandırılır. Sağlık sorunlarını baştan önlemek sonradan tedavi etmekten daha az zahmetli ve ucuzdur.

Dünyada muteber bir nesne yok devlet gibi olmaya devlet bir nefes sıhhat gibi s.s

Halk sağlığının amacı toplum sağlığını korumaktır. Toplum derken bireyden aileden şehirden ülkeden ve ülkelerden bahsetmek istiyoruz. Halk sağlığı:

1-Sağlığın bozulmasına etkileyen faktörler hastalık etkenleri biyolojik, cansız vs,

2-Hastalık etkenlerinin bulaşma temas yolları,

3-Kişisel hijyeni,

4-Su hijyeni

 5-Sağlıklı beslenme,

6-Barınma ve yerleşme,

7-Atmosfer kirliliği,

8-Atık maddelerin zararsız hale getirilmesi,

9- Sağlam kişileri korumak için aşılamak,

10- Toplumu bulaşıcı hastalıklardan korumak gibi konuları ihtiva eder

Halk sağlığının ilkeleri

 

1. Sağlık bir insanlık hakkıdır.

2. Koruma tedaviden üstündür.

3. Kişi çevresiyle bir bütündür.

4. Hastalıkların nedenleri sosyal, biyolojik ve fizik nedenlerdir.

5. Sağlık hizmetleri kişilerin en yakınlarına kadar götürülmelidir.

6. Kişinin hastalığı aynı zamanda ailenin sorunudur.

7. Kişilerin sağlığı ve hastalığı aynı zamanda toplumun sorunudur.

8. Sağlık hizmeti bir ekip hizmetidir.

            9. Sağlık hizmetleri multisektöryeldir.

10. Herkes kendi sağlığından sorumludur.

11. Yaşam, doğum öncesinden ölüme kadar bir bütündür.

12. En çok görülen, sakat bırakan ve öldüren hastalık “önemli hastalık” tır.

            13. Halkın sağlık hizmetlerine katılımı esastır.

 

HEKİMLİK ANDI

 

Hekimlik mesleği üyeleri arasına katıldığım şu anda, hayatımı insanlık yoluna adayacağımı açıkça bildiriyor ve söz veriyorum.

Hocalarıma saygı ve gönül borcumu her zaman koruyacağıma, sanatımı vicdanımın buyrukları doğrultusunda dikkat ve özenle yerine getireceğime, hasta ve toplumun sağlığını baş görev sayacağıma, benden hizmet bekleyen kimselerin sırlarına saygılı olacağıma ve onları saklayacağıma, hekimlik mesleğinin onurunu ve temiz töresini sürdüreceğime, meslektaşlarımı kardeş bileceğime, din, milliyet, Irk, siyasi eğilim ya da toplumsal sınıf

ayrımlarının görevimle hastam arasına girmesine izin vermeyeceğime, İnsan hayatına kesinlikle saygı göstereceğime, baskı altında kalsam bile tıp bilgilerimi insanlık değer ve yasalarına karşı kullanmayacağıma, açıkça, özgürce ve namusum üzerine ant içerim.

 

Kişisel Hijyen

 

 Kişinin genetik-kalıtsal özellikleri, anatomik, fizyolojik, psikolojik gibi doğuştan var olan nitelikleri ve yetenekleri ile sonradan kazandığı, geliştirdiği yetenekler,kültürel, moral vasıflarının geliştirilmesi, giyim, temizlenme, kültür fizik,beslenme, bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklık kazanma gibi kişisel bünyesine ve davranışlarına ait faaliyetlerin düzenlenmesi insanın sağlığı her şeyden evvel;

 A) Kişisel bünyesine,

B) Çevre Hijyeni

Çevre hijyeni kapsamında insan sağlığı üzerinde doğrudan doğruya ve dolaylı olarak etki yapan dış faktörleri (ekolojik faktörleri), bunların sanitasyonu söz konusudur. Çevrenin insan üzerine olan etkilerini incelemek, tanımak, bunların sağlığa olan zararlılarını ortadan kaldırmak, daha düzenli ve yararlı hale getirmek: Bu da:

1— Fiziksel ve biyolojik çevrenin sanitasyonu,

2— Sosyal çevrenin sanitasyonu ile mümkündür.

 Fiziksel ve biyolojik çevrenin sanitasyonu: Sağlık koşulları düzenli konutların, köylerin, şehirlerin kurulması, bu kuruluşlar için Iüzumlu gereksinmelerin sağlık kurallarına uygun şekilde temini, meydana gelen bozuklukların süratle düzeltilmesi ve önlenmesi, halka temiz su temini, temiz, sağlıklı, ucuz besinlerin sağlanması, her türlü kullanmalardan ve işlemlerden meydana gelen kirliliklerin ortadan kaldırılması ve zararsız hale getirilmesi, çevrede var olan tehlikeli ve zararlı koşulların ıslah edilmesi, çalışma ve iş yerlerinde sağlık koşullarının sağlanması, bozuklukların giderilmesi, halkın dinlenme, eğlenme gereksinmelerini yanıtlayacak sağlık koşullarına sahip tesislerin yapılması v.b.İnsanların çevresinde bulunan insanlardan gayri canlıların (biyolojik), bitki ve hayvanlardan ileri gelen zararların, tehlikelerin önlenmesi, sağlık için gerekli ve faydalı olanların hayatlarının korunması, yetiştirilmesi ve ıslahı gibi hususları içermektedir.

Sosyal çevrenin sanitasyonu: Sosyal çevre, insanın içinde beraberinde yaşadığı insanlar, toplum olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlamaya göre sosyal çevrenin sanitasyonu, şu önemli sorunların çözümlenmesi ile mümkündür:

1-Halkın sağlık eğitimi; Sosyal çevre sanitasyonunun ilk kuralıdır. Amaç, bireyin ve bireylerin meydana getirdiği toplum sağlının korunması, yüksek düzeye ulaştırılarak devamının sağlanmasıdır.

2- Toplum sağlığını her zaman için tehlike altında bulunduran:

a) Bulaşıcı olan ve bulaşıcı olmayan hastalıklarla savaş (epidemiyoloji),

b) Endüstride iş ve mesleklerden meydana gelecek hastalıklardan korunmak.

3-Sosyal yardımlaşma-sosyal güvenlik; Toplum halinde yaşayan insanların biri birine yardım etme ve birbiri ile ilgilenme sistemini kurmaktır, bunun için hastalık, işsizlik, mahrumiyet ve felaket zamanlarında, güçsüzlük, ihtiyarlık, kimsesizlik, ölüm hallerinde gerekli dayanışma, yardım ve güvencenin sağlanmasıdır. Bu amaçla teşkilat ve kurumların kurulması, hastaneler, dispanserler, ana-çocuk sağlığı merkezleri, işsizlik, malullük, ihtiyarlık, ölüm yardım sigortaları, emeklilik sigortaları, iş bulma kurumları, kimsesiz çocukları yetiştirme yurtları ve kurumları v.b. burada hijyenin uğraşı alanını daha kolayca açıklamak için yaptığımız bu tasnifi hiç bir zaman kesin sınırlarla biri birinden ayırmanın mümkün olmadığını, bunların biri bir ile ayrılmaz ilişkisi bulunduğunu, bir birini devamlı olarak etkilediğini araştırma ve incelemelerde ve önlemlerin alınmasında, teşkilatlanmada her yönü ile ele almanın kaçınılmaz olduğunu bir kere daha vurgulamak yerinde olur.

Hijyen'in bu çalışmalarını yapabilmesi, dayandığı kuralları uygulayabilmesi için çalışma ve çabalan izleyecek, kontrolünü yapacak bilimsel, idari ve teknik örgüt ve kurumlara kesin ihtiyaç vardır.

Sağlık hizmetinin idaresi ve devamı bütün yönleri ile bir devlet hizmetidir. Bu nedenle sağlık işlerinin planlanması, hazırlanması, kontrol edilmesi için gerekli örgütlerin kurulması, bunların faaliyet şekillerinin düzenlenmesi, idari ve kanuni esasların hazırlanıp uygulanması;

İnceleme ve araştırma, eğitim ve propaganda kurumlarının kurulması, bu kurumlarda sağlık konularının, analiz ve araştırmaların yapılması, sağlıkla ilgili alanlarda çalışacak lüzumlu elemanların yetiştirilmesi;

Yapılan inceleme, araştırma ve çalışmaların ne denli başarılı ve olumlu olduğu hakkında doğru bir sonuca varılabilmesi için istatistiki çalışmalara ve sonuçların matematik esaslara göre ifade edilmesine de gerek vardı

 

            Biyolojik Etkenler

 

Bu gruptaki etkenler canlı olup, en az yedi kategoride toplanırlar: a) Artrapodlar, b) Metazoerler, c) Protozoalar, d) Funguslar, e) Bakteriler, e) riketsiyalar, g) Viruslar dahil oldukları kategorileri belirttiğimiz canlı hastalık etkenlerinin, halk sağlığı bakımından karekterlerinin bilinmesi de çok gereklidir. Burada söz konusu olan biyolojik ve kimyasal karekterlerdir:

a) Biyolojik karekterlerden: Morfolojileri, hareketli olup olmadıkları, fizyolojileri, üreme özellikleri, metabolizmaları, beslenme şartları, oksijen ve sıcaklık istekleri, toksin yapma kabiliyetleri, hayat siklusları;

b) Fiziksel ve kimyasal maddelere rezistansları ve yaşama kabiliyetleri: Güneş ışığına, ultraviyole ve diğer ışınlara, kuruluğa, kuru ısıya, yaş ısıya, soğuğa dayanıklılıkları, suya, asitlere, alkalilere, alkole, tuzlara, fenol, krezol gibi dezenfektanlara dayanma kabiliyetleri, boya alma özellikleri gibi cansız hastalık etkenleri için de durum aynı şekilde mütalaa edilir.

Cansız hastalık etkenleri fiziksel ve kimyasal kökenlidir. Bunlar: Toz, kristal, gaz, sıvı

haldedir veya bir ışık, ısı, titreşim veya mekanik bir kuvvettir veya ısı, nem, anormal atmosfer basıncı veya radyoaktif bir maddedir.

Bunların özelliklerine gelince: Büyük veya küçük partiküllerdir. Nüfuz kabiliyetleri vardır. Nüfuz kabiliyetleri varsa çoktur, delicidir, derinliklere girebilir veya hafiftir.

Bu etkenler ışınlara, asitlere, alkalilere dayanıklıdır veya hassastır, engeller karşısında filtrasyon kabiliyetleri vardır veya yoktur. Havaya çıkan etkenler havada dilüsyona uğrarlar veya çökerler, fotoşimik reaksiyonlarla değişikliğe uğrama özellikleri vardır veya yoktur.

Cansız etkenler insan vücuduna solunum, sindirim yollarından, deriden ve diğer parenteral yollardan girer veya tesir eder. Bu etkenlerin sağlığa zararlı olması ve zararlılık derecesi, kapsamı, vücuda alınma veya maruziyet dozuna, süresine, maruziyetini tekrarlamasına bağlıdır. Tabii burada kişinin bu maddelere karşı kendini koruma, karşı koyma kabiliyetlerinin de önemi vardır.

 

 

GİYİNME

 

İnsanın sağlıklı olabilmesi, vücut hücrelerinin ve dokularının vazifelerini normal yapabilmesi ile mümkün olur. Bunun için de vücudun muayyen ve optimum bir ısı derecesinde ısınmış olması lazımdır. Örneğin 19° - 20°C'lık bir ortamda vücut ısısının

% 4 yenilen içilen besinlerin ısıtılması için

% 4 alınan solunum havasının ısıtılması için

% 13 akciğerlerden çıkan solunum havasındaki suyun buharlaşması için

% 14 deriden ter olarak çıkan suyun buharlaşması için

% 65 radyasyon, konveksiyon ve kondüksiyon ile kaybeder. 37° C'deki bir insan, 1 İt.teri buharlaştırmak için 582 kalori kaybeder. Keten pamuk ve kauçuk giyilebilir ayrıca yünlülerde vardır. Ayakkabılar da önemli. Ayağın yapısına uygun olmalı. Kültür ve fizik önemli bir faaliyettir. Böylece fizik ekzersizler:

Dolaşım sistemini geliştirir,

Solunum sistemini geliştirir, solunum sistemini geliştirmesi ile vücuda fazla oksijen alınmasını temin eder, lenf ve kan dolaşımını canlandırır, sindirimi eksite eder ve beslenmeyi kolaylaştırır,

Vücudun kemik dokusunu kuvvetlendirir ve büyümesini temin eder,

Vücutta uyuşmuş kısımları uyandırır, canlandırır. Bu özelliğinden faydalanılarak mekanoterapi gibi uygulamada tedavi vasıtası olarak da hizmet eder,

Vücutta fazla yağların yakılmasını sağlar, vücudun plastik bozukluklarını ve deformasyonlarını düzeltir,

Desentoksikasyonu temin eder, derinin vazifesini tembih ederek terle toksinlerin atılmasını sağlar.

Vücuttaki çeşitli metabolizma atıklarının dışarı atılmasını kolaylaştırır,

 Kalorifik etkisi ile kas çalışmasıyla ısı enerjisini meydana getirir.

Vücudun termoregülasyonunda etkilidir,

Vücudu travmalara karşı dayanıklı kılar,

Fizik egzersizlerin moral ve entelektüel etkileri de vardır. Kişinin iradesini kuvvetlendirir, daha sabırlı, kararlarında daha isabetli, kendine güvenir ve cesur yapar.

Toplu halde yapılan egzersizler insanlar arasında iş birliği, biribirine yardım hislerini artır.

 

FİZİK EGZERSİZLERİN GENEL ARIZALARI

-YORGUNLUK –

 

Fizik faaliyet vücudun tahammül haddini geçerse, bir yandan kaslarda kendine kuvvet veren dinamojen maddelerin azalması öte yandan çok çalışma ile hücrelerde, dokularda meydana gelen metabolizma ürünlerinin süratle kandan atılamayıp hücrelerde birikmesi sebebi ile kasların iş yapma ve sinir sisteminin çalıştırma kudreti kırılır ve sonuç olarak vücudun fizyolojik faaliyetinde karışıklıklar, bozukluklar meydana gelir. Bu bozuklukların tümüne YORGUNLUK denir.

 

Sebepleri; 1- Esas faktörler, 2- Kolaylaştırıcı faktörler olarak iki grupta toplamak mümkündür.

1— Esas Faktörler:

a) Biyo-Kimyasal Faktörler: Kanda asit metabolitlerin birikmesi (ürik asit, oksibütirik asit, monofosfatlar, kreatin). Kaslara kuvvet ve kudret veren ATP resentazi için gerekli oksijen yetersizliği ve kan şekerinin azalması.

b) Fizyolojik Faktörler: Asetilkolin transminasyonunun bozulması, lokal olarak kas ve sinir sisteminde ısı artması, vücuttan fazla su ve tuz kaybı.

2— Kolaylaştırıcı Faktörler:

a) Kişisel Faktörler: Yaş, vücut yapısı, beslenme bozukluğu ve yetersizliği, uykusuzluk, yapılan işe uygun giyinmeme, antrenmansızlık, hastalık.

b) Psikolojik Faktörler: Korku, heyecan, isteksizlik, bezginlik, üzüntü, yeis.

c) Çevre Faktörleri: Aile ve sosyal ilişkilerde bozukluk, çalışma düzenindeki bozukluklar, soğuk, sıcak, nem, gürültü, basınç, toz v.b. yorgunluğun belirtileri akut veya kronik olarak ortaya çıkar.

Akut halde hafif yorgunluklar dinlenme ile kısa sürede geçer ise de toksik

 yorgunluklarda normale dönme uzun zaman alır ve özel tedaviyi gerektirir.

Kronik yorgunluklar ise kırıklık, baş ağrısı, sebepsiz ateş yükselmesi, taşikardi, uykusuzluk, iştahsızlık, bazen sebepsiz kusmalar, deride renk solukluğu ile gizli olarak seyreder. Normale dönüş üzün süre dinlenmeyi gerektirir.

 

Yorgunluğun Önlenmesi

 

1—Antrenman, yapılan işe alıştırma, işin teknik ve usulünü öğretme, paraziter ve statik hareketlerden kaçınma,

2— Düzenli aralıklarla dinlenme, normal süre uyuma, vücut temizliğine itina gösterme, işe uygun giyinme, düzenli ve yeterli beslenme, terle kaybedilen su ve tuzun alınması,

3— Moral yüksekliği, teşvik ve işin özelliğine göre masaj yapılması,

4— Doping yapılmasından kesinlikle kaçınmak.

Yorgunluğu maskeleyerek vücudun çalışma gücünü normal takatinin üstüne çıkarmak gayesi ile kullanılan maddelere doping denir.

 

Su Hijyeni

 

Su, her şeyden evvel hayat için, hava kadar lüzumlu esas maddedir. Yüksek sınıf hayvanlar susuzluğa ancak bir kaç saatten bir kaç güne kadar dayanabilir, hayatta kalabilirler.

İnsan organizmasının büyük bir kısmını su teşkil eder. Ergin bir insan vücudunun % 67'si yani 2/3 si sudan ibarettir. Bu oran çocuklarda daha büyüktür. Yeni doğa bebeklerin % 70 den fazla, 3 aylık fetüsün ise % 95'i sudur. İnsan yaşlandıkça vücudunun içerdiği su miktarı azalır, % 60'a kadar iner. Vücutta organların, dokuların içerdikleri su miktarı da çok değişiktir. Örneğin: Çok kuru ve katı görünen bir doku olan kemiğin % 25'u buna karşın kasların

% 75-80'i ve kanın % 90'nını su oluşturur.

Su, vücutta kimyasal faaliyetlerin oluşmasında en iyi ortamdır. Elektrolitlerin çözünmesi (iyonların ayrılması) suda olur. Su, aynı zamanda (H) ve (OH) iyonlarına ayrılarak faal ortam rolü Metabolizma için lüzumlu maddelerin emilmesinde, hücrelere ve dokulara taşınmasında, ozmoz işinin olmasında, metabolizma artıklarının taşınmasında ve vücuttan atılmasında suya ihtiyaç vardır. Su, sıcaklığı iletir ve deriden ter halinde buharlaşarak da vücuttan fazla ısı kaybını sağlar, bu nedenle termo-regülasyonda önemli rol oynar. Su protoplazmanın terkibine girer, hücrelerin esaslı elamanıdır. Hücrelerde ve dokularda kollöitlerde belirli şişkinlik sağlayarak hayati faaliyetlerin oluşunu mümkün kılar. Görülüyor ki, organizmada hayati olaylar ancak su ile olabilmektedir.

Vücut, günde normal şartlarda deri yoluyla (fark edilmeyen terleme ile) 500ml, solunum havası ile akciğerlerden 350 ml, idrarla 1500 ml, feçesle 150 lt. olmak üzere toplam 2,5 lt. kadar su kaybeder. Buna karşılık vücut, su ihtiyacının dışarıdan aldığı (oksijen) içileceklerle veya yiyileceklerle ve vücutta kimyasal olaylar sonucu meydana gelen (endojen) su ile karşılaşır. Endojen su, besinlerin oksidasyon, dehidratasyon, sentez proseslerinden oluşur. Örneğin, 100 gr yağdan vücutta yanmasından 107 gr su, 100 gr karbonhidrattan

55 gr su, 100 gr proteinden 41 gr su meydana gelir. Vücutta meydana gelen endojensu normal hallerde günde 300-400 ml olarak hesaplanmaktadır.

İnsan vücudunun günlük su ihtiyacı, 19-20°C lik bir ortamda tam istirahatta bulunan ergin bir şahsın su ihtiyacı 27.25 gr/Kg olarak hesaplanmaktadır. Kuşkusuz bu ihtiyaç insanın yaşadığı ortamın koşullarına göre değişir. Sıcak memleketlerde ve sıcak işyerlerinde yaşayanlar ve kas faaliyeti ile çalışanlar terleme ile fazla su kaybettiklerinden, diğer taraftan ishaller, devamlı kusmalar, büyük kanamalar v.b. gibi patolojik hallerde de su ihtiyacı artar. Bu ihtiyaç, duruma bağlı olarak normaldeki günlük ihtiyacın üç dört katına hatta bazen on yirmi katına yükselir.

Bu hallerde vücutta su dengesinin bozulmaması için vücudun kaybettiği su kadar suyun alınması lazımdır. Organizmaya yeteri kadar su girmezse veya vücuttan fazla miktarda su kaybolursa susuzluk hissi duyulur. Bu noksanlığın derecesine göre de dehidratasyon hali meydana gelir. Dehidratasyonda her dokunun su kaybı aynı olmaz.

Vücutta, bağ dokusu ve kaslar en çok su kaybeden dokulardır. Vücuttaki suyun% 10'u kaybolunca tehlike belirtileri ortaya çıkar, % 20 si kaybolunca da hayat devam edemez. Genellikle susuzluğa bir haftadan fazla tahammül edilemez. Vücuda, ihtiyacından çok fazla su alındığında ise vücudun su dengesini düzenleme mekanizmasının geri kalması ile su zehirlenmesi meydana gelir. Su zehirlenmesinde kan fazla sulanır, vücut sıvılarının yoğunluğu düşer ve böylece dokular fazla su çeker ve bunun sonucu çeşitli belirtilerle ölüm meydana gelir. Su zehirlenmesi hali ancak patolojik hallerde meydana gelmektedir Bu nedenle su zehirlenmesi hali üzerinde burada durulmayacaktır.

İnsanın suya olan ihtiyacı vücudun yalnız fizyolojik vazifelerini yapabilmesi için gerekli olan miktardan ibaret değildir. İnsanın hayatiyetini koruyabilmesi ve devam ettirebilmesi için vücudun vazifeleri için gerekli olan miktarları aşan, pek çok katına varan suya ihtiyacı vardır. Her şeyden evvel çamaşır ve elbiselerin temizliği, vücut temizliği, besin maddelerinin temizlenmesi ve hazırlanması, bulaşık kaplarının, evinin çeşitli temizlik işlerinde olmak üzere şahsına, evine ait ve diğer gereksinmeleri için de suya ihtiyacı vardır. Günümüz koşullarında toplum halinde yaşamakla, Dünya nüfusunun devamlı artması ile, kentleşmekle ve endüstrileşmekle insanın suya olan ihtiyacı çok artmıştır.

Bütün bu hususlar da göz önüne alınarak toplu yaşanılan yerlerde kalabalık ve endüstri müesseselerinin özelliği ve yoğunluğu da dikkate alınarak su ihtiyacı adam başına günde 150 It'den aşağı düşmemek üzere hesaplanılmaktadır. Ancak bu rakam saptanırken bölgenin su kaynakları ve kaynakların verimleri de dikkate alınmalıdır.

Hayat için bu kadar gerekli ve önemi olan su, bazen bazı bozuk nitelikleri ile insan sağlığı için zararlı, tehlikeli hatta ölüme götüren bir neden olmaktadır.

Su sorununun amacı, insanın (toplum) ihtiyacını karşılayacak yeteri kadar suyun teminidir.

Su hijyeninin gayesi ise, içmede ve diğer işlerde kullanılacak suyun alimantasyon suyunun niteliklerini araştırmak, sağlık için zararlı olmayacak suyun temin edilmesine çalışmak, eğer suyun nitelikleri ve özellikleri sağlık için uygun değilse bu kirlilikleri, bozuklukları gidermek, düzeltmek ve ondan sonra alimantasyona vermektir.

 

SAĞLIKLI BESLENME

 

Normal ve Düzenli Beslenme: Miktar ve kalite bakımından vücudun gerçek ihtiyacını karşılayacak şekilde tertiplenmiş besinlerle beslenme.

Düzensiz beslenme:

a) Fazla beslenme (süralimantasyon).Miktar itibari ile vücudun ihtiyacından fazla besinlerle beslenme.

b) Tek taraflı beslenme: Vücudun normal enerji ihtiyacını karşıladığı halde bazı besin unsurlarının fazlalığı veya eksikliği.

Az Yetersiz Beslenme ve Açlık :

a) Bazal metabolizmayı karşılayacak kadar besinlerle beslenme,

b) Bazal metabolizmayı dahi karşılamayacak kadar az besinlerle beslenme.

Denütrisyon: Vücuda, ihtiyacı olduğu bütün besin unsurları yeteri kadar alındığı halde

organizmadaki bozukluk sebebiyle vücudun bu besin unsurlarından yararlanamaması

(sindirim sistemi hastalıklarında, metabolizma bozukluklarında).

Zararlı Maddeleri içeren Besinlerle Beslenme: Bu açıklamalardan sonra beslenme ihtiyacımız, bu ihtiyacımızı karşılayacak besin unsurları, bu unsurların bulunduğu besin maddeleri ve özellikleri, besin maddelerinin bozuklukları, koruma usulleri özetlenecektir

Beslenme İhtiyacınız da göz önüne alınacak önemli hususlar: Besinlerin, vücudun bütün hayati ihtiyaçlarını karşılayacak surette seçilip verilmesi için yapılacak dozaj ve düzenleme önemli esaslara dayanır.

1— Yaşamanın zorunlu bir sonucu olarak hücrelerde aşınma, yıpranma ve salgı suretiyle birtakım kayıplarımız olduğu gibi, büyümek için vücudun hücrelerine yenilerini ilave etmek ve eskiyenleri de tamir veya yerine koymak lazımdır. Bunun

için besin, dokuların kaybının yerine konması ve yeni hücreler yapılması için icap ed en besleyici unsurları taşımalıdır. Buna besinlerin plastik vazifesi denir ve bu görevi yapmak için vücuda giren besin maddelerine de plastik besinler ismi verilir.

2— Çeşitli fizyolojik vazifelerin yapılabilmesi ve normal reaksiyonların gösterilebilmesi için vücudun kendisine en uygun gelen bir sıcaklıkta bulunması lazımdır

 

Bazal metabolizma değeri 1400-1600 kalori, normal faaliyet enerjisinin değeri 400-600 kaloridir.

İş enerjisinin değeri ise, yapılan işin özelliğine (hafif, orta, ağır, çok ağır) ve süresine göre değişir.

Hafif işler: Daktiloluk, terzilik v.b. Ortalama 50-75 kalori,

Orta işler: Ayakkabıcılık, doğramacılık, temizlik v.b. Ortalama 75-150

Ağır işler: Ağır doğramacılık, hafif demircilik, normal askeri faaliyetler v.b. Ağır 150-300

Çok ağır İşler: Kömür ve diğer maden işlerinde çalışmak, ağır demircilik, odun kesicilik, ağır spor, ağır askeri faaliyetler v.b. ortalama 300-400

 

% 10-20 si proteinlerle, % 20-30 u yağlarla, geri kalan % 50-70 i karbonhidratlarla karşılanmalıdır. Örneğin, günde 2400 kalorilik enerji ihtiyacı olan bir insan bu 2400 kalorinin:

% 15 hesabı ile 360 protein kalorisini - 90 g proteinle,

% 20 " " 480 yağ kalorisini = 53 g yağla,

% 65 " " 1560 karbonhidrat kalorisini =390 g karbonhidratla karşılanmalıdır. Burada dikkat edilecek bir husus, 90 g proteinin % 40'ını hayvansal, %  60'ını bitkisel kaynaklı besin unsurlar.

 

SAĞLIKLI YAŞAM DAVRANIŞLARI

 

1.Yeterli ve dengeli beslenme,

2.Düzenli ve yeterli fizik aktivite,

3.Düzenli ve yeterli uyku,

4.Stresle baş edebilme,

5.Boş zamanlarını değerlendirebilme,

6.Güneşin zararlı etkilerinden korunma,

7.Kaza/yaralanmalardan korunma, emniyet kemeri kullanma,

 

8.Kişisel hijyen kurallarına dikkat etme,

9.Sigara dumansız yaşam.

Yeterli ve dengeli beslenen kişiler, sağlam ve sağlıklı bir görünüştedir.

Aktif bir bedene, dikkatli bakışlara, muntazam, pürüzsüz, hafif nemli ve hafif pembe bir cilde, canlı ve parlak saçlara,

Kuvvetli, gelişimi normal kaslara,

Sık sık baş ağrısından şikâyet etmeyen, çalışmaya istekli kişiliğe,

Boy uzunluğuna uygun vücut ağırlığına, normal zihinsel gelişime ve sık sık hasta olmayan bir yapıya sahiptir.

Yetersiz ve dengesiz beslenenler ise;

Hareketleri ağır, isteksiz, kavruk bir vücut yapısı, şişkin bir karın,

Ciltte çeşitli yara ve pürüzlerle birlikte, çok zayıf veya şişman bir görünüş, sık sık baş ağrısından şikâyet eden,

İştahsız, yorgun, isteksiz bir yapıya sahiptir.

 

BESİN GRUPLARI

 

1. Grup: Et, Yumurta ve Kurubaklagiller

Bu gruptaki besinler: Kırmızı et ve ürünleri, organ etleri karaciğer, böbrek, beyaz etler (tavuk, hindi, balık); yumurta; kurubaklagiller (kuru fasulye, nohut, mercimek); yağlı tohumlar (fındık, fıstık, ceviz vb.).

Besin öğeleri: Protein, demir, çinko ve B grubu vitaminleri içerir. Ayrıca

kurubaklagiller, posa (lif) yönünden zengindir.

Görevi: Bu besinler büyüme, gelişme; hücrelerin yenilenmesi ve doku onarımı, kas yapımı; sinir, sindirim ve deri sağlığı ile hastalıklara karşı direnç oluşumunda önemlidir.

Tüketilmesi gereken günlük miktar: Yetişkin bireyler ile çocuklar için 2-3 porsiyon,

Gençler, gebe ve emzikli kadınlar için 3 porsiyondur.

2. Grup: Süt ve Süt Ürünleri

Bu gruptaki besinler: Süt, yoğurt, peynir (Beyaz peynir, kaşar peyniri, çökelek, lor vb.), ayran ve sütle yapılan tatlılar (muhallebi, sütlaç, dondurma vb.).

Besin öğeleri: Bu grup kalsiyum için en iyi kaynaktır. Ayrıca protein, fosfor, B grubu vitaminleri içerir. Bu gruptaki besinler özellikle büyümekte olan çocuklar, gebe ve emzikli kadınlar ile yaşlılar için çok önemlidir. Tarhana da içerdiği yoğurt nedeniyle iyi bir kalsiyum kaynağıdır.

Görevi: Büyüme ve gelişme; dokuların onarımı, kemik ve diş sağlığı, sinir ve kasların düzenli çalışması ve hastalıklara karşı direnç oluşumunda önemlidir.

Günlük miktar:

Yetişkin bireyler için 2 porsiyon,

Çocuk, genç, gebe ve emzikli kadınlar ile yaşlılar için 3-4 porsiyondur.

            3. Grup: Taze Sebze ve Meyveler

Bu gruptaki besinler: Her çeşit sebze ve meyveler, bu gruba girer.

Besin öğeleri: Birçok vitamin ve mineralin kaynağıdır. Bu vitamin ve minerallerin başında C vitamini, karoten (A vitamini ön maddesi), bazı B grubu vitaminleri (folat, B2), demir, kalsiyum vb. gelir. Bu grup besinler, aynı zamanda yüksek oranda posa (lif) içerir. Kurutulmuş meyveler, özellikle demir ve kalsiyum yönünden zengindir.

Görevleri: Vücudun büyümesi, gelişmesi; hücrelerin yenilenmesi, doku onarımı, kan yapımı; diş ve diş eti sağlığı, deri ve göz sağlığı ile hastalıklara karşı dirençte önemlidir.

Miktar: Bu gruptaki besinlerin herhangi birinden veya bir kaçının karışımından her gün en az 5 porsiyon (en az 400 g) tüketilmelidir.

Alınan meyve ve sebzenin bir porsiyonu yeşil yapraklı sebzeler; portakal, mandalina gibi turunçgiller veya domates olmalıdır.

4. Grup: Ekmek ve Tahıl Ürünleri

Bu gruptaki besinler: Ekmek, makarna, şehriye, pirinç, bulgur, kuskus,

Besin öğeleri: Tahıllar temel enerji kaynağını oluşturur; karbonhidrat, mineraller, protein, bazı B grubu vitaminlerini ve posa (lif) içerir.

Görevleri: Bu grup besinler sinir, sindirim sistemi ve deri sağlığı ile hastalıklara karşı dirençte etkilidir.

Miktar: Bu gruptan günde 3-6 porsiyon ekmek ve 1-2 porsiyon tahıl ürünü tüketilmelidir. Vücut ağırlığına göre tüketim miktarı düzenlenmelidir. Ağır işte çalışan ve enerji gereksinimi fazla olanlar, bu gruptan daha fazla tüketebilir.

Yağlar ve Şekerler: Yağlar ve şekerler, besinlere lezzet verir ve vücuda enerji sağlar. Dört besin grubuna yardımcı besinlerdir.

Yağlar: Hayvansal ve bitkisel kaynaklıdır. Hayvansal yağlar kolesterol içerirken bitkisel yağlar kolesterol içermez. Ancak, türü ne olursa olsun çok yağ tüketildiğinde vücutta yağ dokusu miktarı artar. Sağlıklı bireylerin tüketmesi gereken yağlar, içeriklerine ve vücuttaki kullanım etkisine göre üç gruba ayrılır;

1. Doymuş yağlar (tereyağı, süt ve ürünleri; et ve ürünleri).

2. Tekli doymamış yağlar (zeytinyağı, fındık yağı).

3. Çoklu doymamış yağlar (mısırözü, ayçiçeği, soya ve pamuk yağı).

Bu üç grupta verilen yağ türlerinin her birinden her gün eşit oranlarda kullanılmalıdır. Kırmızı et, süt ve ürünleri, doymuş yağları sağlar. Etle pişirilen yemeklere yağ eklenmesine gerek yoktur. Günlük yağ tüketimi 3-4 silme yemek kaşığını (yemeklere konulan yağ dahil) geçmemelidir. Şişman kişilerin yağ tüketimlerini azaltmaları gerekir.

Şeker ve Şekerli Besinler: Şeker tatlandırıcı olarak kullanıldığı gibi, pasta, çörek, tatlı, reçel ve marmelat vb. yapımında da kullanılır. Bal ve pekmez, saf şekerin aksine az miktarda B grubu vitaminlerini içerir. Ayrıca pekmez, demir ve kalsiyum yönünden zengindir. Günlük şeker tüketimi 3-4 silme yemek kaşığını geçmemelidir. Yetişkin bireylerin şeker tüketimlerini azaltmaları gerekir. Tahin helvası, susamdan yapılır ve protein, kalsiyum, demir ve B vitaminleri yönünden zengindir.

Sağlıklı Beslenme Önerileri

Her gün her öğünde değişik besinler tüketilmelidir.

Her öğün dört besin grubunu içermelidir.

Öğün atlanmamalıdır. Kahvaltı mutlaka yapılmalıdır. Üç ana öğünün yanı sıra ara öğünlerde de besin tüketimi sağlanmalıdır.

Taze sebze-meyve tüketimi artırılmalıdır.

Vücut ağırlığı önerilen düzeyde tutulmalıdır.

Günlük fiziksel aktivite düzeyi artırılmalıdır. Yetişkin bireylerin her gün en az yarım saat yürümeleri önerilmektedir. Ergenlerin ise her gün en az 60 dakika süre ile ev dışı aktivitelerde bulunmaları gerekmektedir.

Süt ve ürünlerinin yeterli miktarda tüketimi sağlanmalı ancak özellikle şişman ve kan kolesterol değeri yüksek olan bireyler tarafından günlük beslenmede fazla yağ alımının önlenmesi açısından az yağlı süt ve ürünlerinin tüketilmesi tercih edilmelidir.

Tüketilen yağ miktarı azaltılmalıdır. Kızartılmış besinler tüketilmemelidir.

Haşlama, ızgara, buğulama, fırında pişirme yöntemleri, yemek pişirmede tercih edilmelidir.

Şeker içeriği düşük besinler seçilmeli; rafine şeker kullanımı ve şekerli besin tüketimi azaltılmalıdır.

Tuz tüketimi azaltılmalı; iyotlu tuz kullanılmalıdır. Salamura besinlerden kaçınılmalıdır.

Güvenli, temiz hazırlanmış ve pişirilmiş besin tüketimine özen gösterilmeli, sokakta satılan besinler satın alınmamalıdır.

Alkol tüketilmemelidir.

Sıvı alımı yeterli olmalıdır. Her gün 1,5-2 litre (8-10 su bardağı) su tüketilmelidir.

Çay ve kahve tüketimi sınırlandırılmalıdır. Bitki çayları tercih edilmeli.

Pakete girmiş besinler satın alınmamalıdır.

Besin maddeleri 6 gruba ayrılır:

Karbonhidratlar,

Yağlar,

Proteinler,

Vitaminler,

Mineraller ve

Su olmak üzere altı ana grupta toplanmaktadır.

Karbonhidratlar, insan vücudunun hareket edebilmek için enerjiye gereksinimi vardır. Karbonhidratlar, vücut faaliyetlerini karşılamak için gerekli enerjiyi verirler.

            Karbonhidratların, vücut ısısını ayarlamak ve normal sıcaklıkta tutmak, diğer besin öğelerinin vücut tarafından kullanılmasına yardım etmek gibi önemli fonksiyonları da vardır. Normal diyet alan yetişkinler günlük enerjinin %55-60‟ını karbonhidratlardan sağlar.

Vücudumuz hareket etse de etmese de devamlı olarak enerji harcar, ihtiyacı olan ısı ve enerjiyi elde etmek için besinleri kullanır.

Hareket arttıkça kullanılan enerji de artar. Karbonhidratlar ısı ve enerji temini için önemli yakıttır. Basit karbonhidratlara üzüm şekeri denen glikozu, kompleks karbonhidratlara yumrulu bitkilerin köklerinde depolanan nişastayı örnek verebiliriz.

Karbonhidratlar besinlerde 3 şekilde bulunur:

Monosakkaritler : Glikoz, fruktoz, galaktoz

            Disakkaritler : İki monosakkaritin glikoz bağı ile birleşmesi ile oluşur. En çok bilineneleri; sakkaroz, laktoz, ve maltozdur.

            Polisakkaritler : Monosakkaritlerin birleşmesiyle oluşan büyük moleküllerdir.

Monosakkaritlere glikozu; polisakkaritlere de nişastayı ve selülozu örnek verebiliriz. 

Vücuttaki İşlevi

            Vücudun harcadığı enerjinin büyük bir bölümünü sağlar.

            Su ve elektrolitlerin vücutta tutulmasını sağlar.

            Proteinin enerji için kullanılmasını önleyerek, proteine olan gereksinimi azaltır.

            Karbonhidratın gereğinden daha az alınması ketozis (kandaki glikoz düzeyinin düşmesi sonucu oluşan metabolik hastalık) denen rahatsızlığın ortaya çıkmasına neden olur.

Belli Başlı Besinler

Un ve undan yapılan yiyecekler; tatlılar, Şeker, pasta, kurabiye, ekmek, hububatlar; fasulye, bezelye, baklagiller ve patates, kuru meyveler, taze meyvelerden; muz, elma, üzüm karbonhidrat bakımından diğerlerinden daha yüksek değere sahiptir.

Yağlar: Vücuda enerji sağlayan besin öğelerinden biri de yağlardır. Yağlar bir gliserol molekülü ile yağ asitlerinin birleşmesinden oluşur. Az miktarlarla çok enerji temin ederler. Bitkisel ve hayvansal kaynaklı olmak üzere iki grupta toplanır.

            Bitkisel Yağlar: Doymamış yağ asitleri içerir. 1 g yağ 9 kalori enerji sağlar.

İşlevleri:

            Yağlar da karbonhidratlar gibi vücudun ısı ve enerji kaynağıdır.

            Normal doku çalışması için çok önemlidir.

            Besinler ile alınan yağlar, yağda eriyen vitaminlerin ( A, D, E, K ) emilmeleri ve taşınmaları işini görürler.

Yağlar enerji olarak depo edilebilir.

            Damar, sinir ve organların korunmasında yardımcıdır.

 Isı değişmelerine karşı yalıtım görevi yapar.

            Tokluk hissi verir.

            Midenin boşalma zamanını geciktirir.

            Deri yapısının devamlılığı için gerekli olan temel yağ asitlerini sağlar.

            Yağ asitlerinin besinlerde eksik olması egzama gibi bazı deri problemlerine yol açabilir. Yağların fazlalığı ise kalp ve damar sistemi üzerinde olumsuz etkilere neden olur.

Yağın vücutta eksikliği durumunda

            Tokluk hissinin olmayışı,

            Yağa karşı büyük iştah ve arzu,

            Zayıflık durumları ortaya çıkar.

Yağın vücutta fazlalığı durumunda

İskelet üzerine fazla yük binmesi, şişmanlık durumları ortaya çıkar.

Yağ İçeren Belli Başlı Besinler

Tereyağı, yağlı et, kaymak, peynir ve yumurta türü yiyeceklerde hayvansal yağlar, mısır ayçiçeği, fındık ve ceviz türü yiyeceklerde de bitkisel yağlar bulunur. Bireyin özellikle kalp sağlığı için hayvansal yağlardan fazla tüketilmemesi gerekir. Günlük alınan enerjinin ortalama % 30‟nun yağlardan gelmesi istenir.

Proteinler

Protein bütün yaşayan hücrelerin temel yapı unsuru, yaşamamızı sağlayan ve vücudun yapı taşı olarak bilinen besleyici maddelerdir. Protein hücre ve dokuları oluşturur. Vücudun en küçük parçası olan hücrenin yapı taşıdır. Amino grup asit denilen birimlerden oluşmuştur. Vücudun bütün hücrelerinin büyük bir bölümü proteinlerden yapılmıştır. Bu hücreler sürekli değişip yenilenmektedir. Eğer vücut protein alamaz ise yıkılan hücreler yenilenemez. Vücudun enerji deposu anlamında bir protein deposu yoktur, sadece kısa süreli yetersizlikleri giderebilecek az miktarda yedek protein vücutta saklanabilir. Proteinler büyüme ve gelişmeyi sağlar, yıpranan dokuları onarır. Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır. Yiyecekler ile alınan proteinler, yapı taşlarına ayrılır. Vücut kendisi için gerekli olan yapı taşlarını yeniden bir araya getirerek kendi dokularını oluşturan proteinleri yapar. 1 g protein 4 kalori enerji sağlar. Karbonhidrat ve yağın yetersiz alınması hâlinde vücudun enerji ihtiyacını kısmen karşılar. Protein olmadan hücrelerin, canlı varlıkların normal ölçüler içinde büyümesi ve onarılması imkânsızdır.

Proteinlerin Vücuttaki İşlevleri

 Büyümeyi temin etmek.

            Enzimler ve bazı hormonların yapımında görev almak.

            Sıvı ve asit – baz dengesini sağlamak.

 Enerji sağlamak.

            Ölen, eskiyen, bozulan hücreleri onarmak ve yenilemek.

Bireyin bazı durumlarda protein gereksinimi artar. Bu durumlar şunlardır:

Gebelik ve emziklilik durumunda hastalık döneminde (özellikle yanıklar, ameliyatlar ve enfeksiyon hastalıklarından sonra )

Çocukluk döneminde: Et; önemli bir protein kaynağı.

            Hayvansal Proteinler: Taze balık, et, yumurta ve sütte bulunur.

Bitkisel Proteinler: Soya fasulyesi, yer fıstığı, bezelye, nohut, mısır, buğday, koyu ve açık yeşil yapraklılarda bulunur. Bu yiyeceklerin bir kısmının protein değeri daha yüksek, bir kısmının ise daha düşüktür.

et, balık, kümes hayvanları ve yumurta birinci derecede kaliteli proteinlerdir. Bunların da %75–80‟i vücut proteinine dönüşebilmektedir. İkinci derecede önemli protein kaynakları ise; kurubaklagiller, soya fasulyesi, badem, fındık, fıstık, ceviz gibi sert kabuklu yemişler, ekmek ve hububattır.

Vitaminler:

Vitaminler, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan organik bileşiklerdir. Organizmanın ve vücudun büyümesinde gerekli olan hücre çalışması ve oluşmasında aracı rol oynayan çok önemli maddelerdir. Vücuttaki bir takım biyokimyasal işlemlerin devamında rol oynarlar. Vücuttaki metabolik olayların normal bir biçimde meydana gelmesi, sağlıklı sürdürülebilmesi için vitamine ihtiyaç vardır. Bazı vitaminler vücudun direncini arttırır. Dengeli beslenen bireylerde vitamin eksikliği görülmez. Vitaminlerin çoğu vücutta depolanmaz. Bu nedenle günlük gereksinimden fazlası alınsa da idrar ile dışarı atılır. Vitaminlerin vücut olaylarını kontrol etmek, düzenlemek, sağlığı korumak, hastalıklara karşı direnci arttırmak gibi faydaları olduğundan her gün yiyecekler ile belli miktarda vücuda alınması gerekir.

Vitaminlerin isimleri olmasına rağmen daha kolay anlaşılması için alfabedeki harfler ile anılır. Erime özelliklerine göre yağda ve suda eriyen vitaminler olarak iki gruba ayrılır.

Yağda eriyen vitaminler → A, D, E, K vitaminleridir.

Suda eriyen vitaminler → B ve C grubu vitaminleridir.

A Vitamini: Vücudun dış yüzeyini, sindirim, solunum, üreme ve görme organlarını koruyan, epitel hücrelerin normal çalışmasını sağlayan vitamindir.

            A vitamini açısından zengin besinler: Balık yağı, karaciğer, tereyağı, kaymak, krema, peynir, yumurta sarısı, süt, yoğurt, kayısı, yeşil yapraklı sebzeler patates, havuç, brokoli, balkabağı, elma, erik, şeftali.

B Grubu Vitaminler: B grubu vitaminler; karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında düzenleyici olarak görev yapar. B vitamini büyümeyi hızlandırır. Cilt, göz ve sinir dokularının sağlığını korur. Karbonhidrat ve yağların hazmına yardımcı olur. B1 vitamini yetersizliğinde „‟beriberi‟‟ hastalığı ortaya çıkar. Bu hastalıkta iştahsızlık, yorgunluk, huzursuzluk görülür. B2 vitamini yetersizliğinde; sinir sistemi bozuklukları, deride özellikle de dudak, burun, göz kenarlarında yaralar oluşabilir ve anemi görülür. Vejetaryenlerde beslenme bilinçli yapılmazsa B12 vitamini eksikliği ortaya çıkar. B vitaminleri 8 grupta toplanır.

B Vitamini (Tiamin)  B Vitamini (Riboflavin)  Niasin,

            B Vitamini (Pantotenik asit ),

            B Vitamini (Pridoksin),

Folik asit,

Biotin,

B Vitamini (Kobalamin)

B vitamini açısından zengin besinler: Karaciğer, et ve süt türevleri, hububat, yeşil sebzeler, deniz ürünleri, yumurta, fındık, balık, dana eti, karaciğer, tavuk, soya fasulyesi, mısır, fındık, fıstık.

C Vitamini: C vitamininin en önemli görevlerinden biri vücudu enfeksiyonlara karşı korumasıdır. Demirin vücutta emilimi için C vitamini son derece önemlidir. Yara ve kesiklerin çabuk iyileşip kapanmasında yardımcı olur. Diş eti kanamalarını önler. C vitamini eksikliğinde Skorpit hastalığı ortaya çıkar. Bu hastalıkta kas, eklem ve kemiklerde ağrılar ve kramplar olur. İştah kaybolur, dişetleri şişer ve kanar.

            C vitamini açısından zengin besinler: Turunçgiller, domates, brokoli, çilek, yeşilbiber, turp, çiğ lahana, soğan, kivi, kuşburnu, patates, asma yaprağı.

D Vitamini: Her çocuğun yaşamın ilk yılında alması gereken, büyüme ve gelişim için gerekli olan en önemli vitaminlerden biridir. D vitamininin vücutta sentez edilebilmesi için güneş ışınları gereklidir. En iyi kaynağı balık yağıdır. Hayvansal yiyeceklerde çok az miktarda bulunmaktadır. Pencere camları ve giysiler ultraviyole ışınları tutacağından, deriyi güneş ışınları ile doğrudan temas ettirmek önemlidir. D vitamini gereksinimi büyüme çağında daha fazladır. D vitamini eksikliğinde çocuklarda ortaya çıkan hastalığa „’raşitizm’’ adı verilir.

            D vitamini açısından zengin besinler: Balık yağı, yumurta sarısı, süt, peynir, tahıllar, karaciğer, tereyağı, mantar.

E vitamini: Bitkisel yağlar, tahıl taneleri, mısır, fındık, ceviz, kurubaklagiller, zeytin, yeşil yapraklı sebzeler. Özellikle buğday özü, fındık, ceviz E vitamini açısından zengindir.

E vitamin bağışıklık sistemi açısından önemli bir vitamindir.

K Vitamini: K vitamini yağda eriyen vitaminlerdendir. Kanın pıhtılaşmasında önemli rol oynar. K vitamini de günlük yiyeceklerimizde yeteri kadar bulunur. Sindirim sistemi bozuklukları, karaciğer, özellikle safra kesesi rahatsızlıkları K vitaminin kullanılmasını engeller. K vitamini bağırsaklarda mikroplar tarafından yapıldığından, fazla miktarda antibiyotik alan kişilerde bu mikroplar öldüğünden bu kaynaktan K vitamini elde etmek engellenmiş olur. 20 Kanın pıhtılaşmasında önemli rol oynar. Eksikliğinde çeşitli yaralar, burun kanamaları, diş eti kanamaları görülür.

            K vitami: Lahana, karnabahar, ıspanak, yeşil sebzeler, soya fasulyesi, balık, süt, et ve tahıllar.

Madensel Maddeler ( Mineraller): Basit inorganik (cansız) şekillerdeki elementlere madensel maddeler ( mineraller) denir. Mineraller vücudun sağlıklı kalabilmesi için gerekli olan kimyasal elementler ile bu elementlerin organik bileşikleridir. Hücrenin korunması, sağlıklı diş, kemik cilt yapısı için önemlidir. Ayrıca; kalp ritmi, kan basıncı vücuttaki sıvı dengesi gibi birçok düzenleyici fonksiyonda da rol oynar.

Mineraller vücutta küçük miktarlarda bulunur ancak önemleri oldukça büyüktür. Bir insan vücudunun sadece % 4‟ünü mineraller oluşturur. Bunun çoğunluğu kalsiyum ve fosfordur. Diğerlerinden daha az miktarlarda bulunur. Minerallerin büyük bir kısmı kemiklerdedir ve çoğunun önemli yapısal görevleri vardır. Hayati düzenlemelerde son derece önemlidir.

Vücutta eksikliği en çok hissedilen madensel maddeler kalsiyum, demir ve iyottur.

Vücudun, normal olarak büyümesi ve yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi için madensel maddelere gereksinimi vardır. Her mineralin, öbür besin maddelerinin etkisini güçlendiren tamamlayıcı bir görevi vardır. Vücutta 19 mineral olduğu bulunmuştur. Bunlardan 17 tanesi önemlidir.

Kalsiyum (Ca): Vücutta en çok bulunan ve insan vücudu için en önemli minerallerden biridir. Kalsiyumun çok büyük bir bölümü iskelet ve dişlerde bulunur. Kalsiyum kanın pıhtılaşmasında rol oynar. En çok bulunduğu besinler süt ve sütten yapılmış besinler, koyu yeşil yapraklı sebzeler, sardalya balığı ve istiridyedir. Kalsiyumun yetersizliğinde D vitamini eksikliğinde de olduğu gibi „‟raşitizm‟‟ hastalığı ortaya çıkar. Özel durumlarda ( gebelik, emziklilik, büyüme evrelerinde) kalsiyum yetersiz miktarlarda alınırsa kemikteki depolardan harcanır. Bu durum kemik yapısının yumuşamasına neden olur.

Fosfor (P): Metabolizması kalsiyum metabolizmasına bağlıdır. Fosforun yaklaşık % 80‟i değişmeden kalsiyum ile beraber dişlerde ve kemiklerde bulunur. Anne karnında bebeğin kemiklerinin oluşumu kalsiyum ve fosforun depo edilmesi ile başlar. Kalsiyum ve fosfor yeteri kadar sağlanamaz ise kemiklerin ve dişlerin gelişmesi normal olmaz.

Demir (Fe): Kanın hemoglobin kısmında bulunur. Hemoglobin kana kırmızı rengini verir. Kanda bulunan demir akciğerlerden hücrelere oksijen taşır. Vücut hücrelerinin çalışması yönünden önemi büyüktür. Kadınlarda adet dönemlerinde, doğum ve emzirmede demir kaybı olur. Demir ihtiva eden besinlerin sindirimi C vitamini ile daha kolay olur.

Demir eksik alındığında demir eksikliği anemisi yani kansızlık meydana gelir. Normal erişkin bir erkek günde yaklaşık olarak 1 mg demir kaybederken, kadınlar her mensturasyon sırasında 10-30 mg demir kaybederler. Gebeliğin ikinci yarısında anne fetüse demir sağlar. Büyümenin hızlı olduğu dönemlerde çocukların demir gereksinimi artar. Karaciğer, dalak, et, yumurta sarısı, yeşil yapraklı sebzeler, pekmez ve kuru üzümde bulunur.

             İyot (I): Vücut yapısının esas unsurlarındandır. Tiroit bezinde bulunur. Tiroit bezinin normal çalışması için çok gereklidir. Deniz ürünlerinde bulunur. Ayrıca yumurta, süt, et ve sebzelerde de vardır. İyot eksikliğinde „‟guatr‟‟ denen hastalık meydana gelir. İyotun doğal kaynağı denizdir. Denizden elde edilen bütün besin maddelerinde ve deniz kıyısında bol miktarda iyot bulunur. İyotu az olan, denizden uzak bölgelerde iyotlu tuz kullanılmalıdır.

Flor (F): Flor kemik ve dişlerde bulunur. Florun dişlerin sağlığında çok önemli rolü vardır. Az miktarda alınan florun, dişlerin çürümesine karşı direnci arttırdığı bulunmuştur. Süt çocukluğundan itibaren çocuklara flor verilmesi kalıcı dişlerin sağlam yapıda oluşmasına yardımcı olacaktır. Florun doğal kaynakları sulardan başka, flor yönünden zengin topraklarda yetişen sebzeler ve demir ürünleridir.

Magnezyum (Mg): Vücutta besin öğelerinin kullanılması ile ilgili kimyasal reaksiyonların bazılarında katalizör işini görür. İnsanlarda magnezyum yetersizliği belirtilerine pek rastlanmaz çünkü bitkisel ve hayvansal yiyeceklerde yeteri kadar magnezyum bulunur.

Sodyum (Na) - Potasyum (K) ve Klor (Cl): Organizmada birbirleriyle çok yakın ilişkileri olan elementlerdir. Bu mineraller hücre içi ve dışı sıvıların, asit ve baz dengesinin sağlanması, sinir ve kasların çalışması için gereklidir. Kasların normal işlevlerinde potasyum önemlidir. Sodyum ve potasyum yiyeceklerde yeteri miktarda bulunmaktadır. Şiddetli ishal ve kusma durumlarında önemli miktarda sodyum ve potasyum kaybı olabilir. Dışardan tuz (NaCl) takviyesi gerekebilir. Sofra tuzu sodyum ve klordan oluşur. Klor, hücre içi ve dışı sıvıları düzenler. Eksikliği kramplara neden olur.

Bakır (Cu): Bakır, demirin vücutta kullanılmasına yardım eder. Yiyeceklerde yeteri kadar bulunur. Demir gereksinimini karşılayan bir diyet aynı zamanda bakır gereksinimini de karşılamış olur. Karaciğer, beyin, kalp, böbrekler bakırı en yüksek yoğunlukta bulunduran organlardır.

Kobalt (Co): B12 vitaminin yapısına girer. İnsanlarda yetersizliğine pek rastlanmaz.

Manganez (Mn): Karbonhidrat metabolizmasının sentezinde rol oynar. Yetersiz alımında kilo kaybı, saç uzamasında yavaşlama görülür.

Çinko: Çinko büyümede, cinsiyet organlarının gelişiminde, hücresel bağışıklığın oluşumunda önemlidir. Yetersizliğinde cücelik, cinsiyet organlarının gelişiminde gerilik, hastalıklara dirençsizlik, yaraların iyileşmesinde gecikme belirtileri görülür.

Bunların dışında fluorid, selenyum, molibden, kükürt, sülfür gibi mineraller de vücutta bulunur.

Yararlandığım Eserler

 

1-Halk Sağlığı Ders Kitabı Prof. Dr. Sevim YUMURTUĞ. 1988. Ankara

            2-Türkiye Beslenme Rehberi. 2015.

            3-Besin Öğeleri ve Besin Grupları Milli Eğitim Bakanlığı. 2011.

4-Çocuk Sağlığı ve Bakımı Beslenme Milli Eğitim Bakanlığı. 2013.

 

                                                                            ANKARA-20.02.2019

Yorum Gönder

@name x