banner12

Şantaj-baskılama

Şantaj-baskılama

Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu

05 Kasım 2019, 13:43

ABD Temsilciler Meclisi sözde Ermeni soykırımını kabul eden tasarıya imza atarken Türkiye'ye uygulanacak yaptırımlara da onay verdi. Her iki karar Türkiye'yi terörle mücadelede durdurmak, sekteye uğratmak, teröristlerle masaya oturmaya zorlamak içindir. Tabii bunun arkasında; besleyip büyüttüğü terör örgütlerinin güvenliği, Sevr Muahedesinin diriltilmesiyle Kürdistan devletçiğinin kurulması… En nihayetinde "Büyük İsrail" projesinin uygulanması yolunda İsrail'e "uluslararası güvenlik" sağlanması emelleri vardır.

Her iki karara karşı Türkiye'nin tepkisi büyük oldu. Özellikle Ermeni soykırımı ile ilgili karar için "yok hükmünde" denildi. Bu yeterli olur mu? Soykırım iddialarının aslı astarı olmasa da, bu iddialar Türkiye'ye karşı, ABD ve onun gibi insafsız figürler tarafından şantaj ve baskılama olarak kullanılmaktadır. İşin daha vahimi  "soykırım", Türkiye'ye karşı ırkçı nefret söylemini körükleyen tehlikeli bir kampanya ya dönüşmüştür.

Batılı ülkelerin Türkiye'yi "Ermeni soykırımı" ile suçladığı karar sayısı 60'tır. Bu kararları "yok" saysak da, diplomatik alanda bugüne kadar ne yaptığımızı sorgulamamız gerekir. Daimi diplomatik konferanslar düzenlenerek işin gerçeği katılan taraflara diplomatik ve hukuki dille anlatılırken, gündem ve konu başlıkları özenle seçilmelidir. Diplomatik zirvelerde en üst düzeyde yetkililerle hazırlık müzakereleri giderek karar müzakerelerinin yolunu açmalı, haklı tezimiz yani Ermeni iddialarının yalan olduğu hususunda dünya kamuoyu oluşturulmalıdır.

Son olayda ABD Temsilciler Meclisi ve Trump'a sorulacak anahtar soru şu: Bugüne kadar Ermeni soykırımı hakkında bir mahkeme kararı var mıdır? Yoktur! Çünkü ellerinde iddialarını ispatlayacak belgeler bulunsaydı, Ermeniler, yargı yoluna çoktan gitmiş olurlardı. Olmadığı için de Uluslararası Yüksek Adalet Divanı'na (Lahey Adalet Divanı) gidememektedirler. Hukuken gıklarını çıkaramayanlar, arkalarına küresel güçleri alarak siyaset alanında yaygarayı basmaktadırlar.

1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Suçunu Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi karşısında da Ermenilerin iddiası çürümektedir; Sözleşme'nin 2.maddesine göre soykırım suçunun oluşması için eylemin kasıtlı olması ve hedeflenen kitlenin belirli bir ulus, etnik grup, ırk ya da dini topluluğa mensup olması gerekiyor.

Tarihe dönüp baktığımızda Ermenilerin göçe zorlanmasının (tehcir) nedeni onların dinlerinin ya da ırklarının farklılığından değil, savaş zamanında büyük bir tehlike arz etmelerinden kaynaklandı. Nitekim, Anadolu'nun Batı kesiminde yaşayan Ermeniler güvenlik tehdidi oluşturmadıkları için tehcir kararının dışında tutuldular.

Osmanlı merkezi hükûmetinin yerel yönetimlere gönderdiği talimatlar, Ermeni konvoylarının göç esnasında güvenliğinin sağlanması ve yollardaki ve yerleştirildikleri yerlerdeki zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması için her türlü önlemin alınması gerekliliğini açıkça belirtiyor.

Asılsız Ermeni iddialarına sarılarak Türkiye'ye cephe alınmasının temelinde yatan asıl gerçek hilal-haç çatışmasıdır. 

Yorum Gönder

@name x